ANA
SAYFAYA
DÖN


Yayın Tarihi; 15.01.2018

MİLLİ ÖĞRETİM BAKANLIĞI

Çaycuma Sanat yazarı eğitimci Tuna Ölger'in yarıyıl dinlencesinde öğrencilere ödev verilmemesini konu alan haber-yorumunu sizlerle paylaşıyoruz

                                                                  Çaycuma Sanat

...

Biraz önce, kulağım ve gözüm haberlere takıldı.

Müjde gibi haber verdiler: “Milli Eğitim Bakanı açıkladı: Ara tatilde öğrencilere ödev verilmeyecek”.

Haber bülteninde “uzman eğitimcilere” görüş sormuşlar. Onlar da tatil zamanlarında öğrenciyi ders yükünün altına sokmanın öğrencilerde stres yaratacağını belirtip; verilen bu kararın doğru olduğunu söylediler. Bu görüşe sonuna kadar katılıyorum. Ancak bu karar ve açıklamalar karşısında, gülsem mi ağlasam mı hala bunu tartışıyorum kendi içimde.

Yıllardan beri her gün 8 saat, haftada 40 saatlik ders programıyla (liseler için) öğrencilerimizin gırtlağına çökmüşken; eğitimi “başarı”ya peşkeş çekmişken, destekleme kursları adı altında gençlerimize soluk alabilecekleri küçücük bir alan bile bırakmamışken, sene başından beri hem liselere geçiş sisteminde hem de üniversiteye geçiş sisteminde bunca belirsizlikle öğrencileri ve öğretmenleri baş başa bırakmışken; bütün stres kaynağını “ara tatilde verilen ödevler” olarak gösterilmesi çok tuhaf.

Şu an ki eğitim sistemimiz başlı başına bir stres kaynağı öğrenciler için.

Bu konuda tartışılacak bir yan göremiyorum. Bu kadar baskıya göğüs germeye çalışan öğrencilerimi de can-ı gönülden kutluyorum.

***

Peki bu ara tatilde (bir rehber öğretmen olarak) ben ne yapacağım? Öğrencilerime ne yaptırmak istiyorum?

“2018 ARA TATİL PROGRAMI” hazırladım!!! (MEB’e duyurulur).

Geçen hafta, 12. Sınıf öğrencilerine yönelik grup çalışma planı oluşturduk (öğrencilerimle birlikte). Bugün, bu “2018 ARA TATİL PROGRAMINI” nasıl uygulayacağımızı ve ne yapacağımızı belirlemek için; 4’er kişilik gruplar halinde ve bir ders saati süren grup çalışmalarına başladık. Bu tempo, Cuma gününe kadar sürecek.

17 yıllık öğretmenlik hayatımda ilk kez, günü saatlere bölen, talimatlarla dolu bir “çalışma programı” hazırladım. Çünkü öğrencilerime “normal” olanı kabul ettirmek zor! Ben, “Saatlere bölünmüş bir çalışma programı sizde baskı yaratır. İşinizi planlayın ama saatlere takılmayın!” desem de çare olmuyor. Sanırım öğrencilerimizi “baskı” ve “stres” bağımlısı bireyler haline getirmeyi başardık. Yılların bu baskısı onları spordan, müzikten, resimden, sosyal etkinliklerden öylesine bir koparmış ki; hayal etmek bile bir lükse dönüşmüş durumda. Bugün bir öğrencim, “Diş Hekimi” olmayı hedeflediğini, olmazsa da “Acil Tıp Teknikeri” olarak görev yapmak istediğini söyledi. Ben ise Diş Hekimliği gibi “yüksek başarı” isteyen 5 yıllık bir fakülteyi hedef olarak gönlüne yerleştiren ve hedefine ulaşamazsa; 2 yıllık bir meslek yüksekokuluna razı olan öğrencimin bugününden ve geleceğinden ciddi şekilde kaygı duyuyorum.

Keşke benim velilerimin de “hesapsız” varlıkları olsa da çocuklarını özel liselerde okutup, çocuklarının yüksek “ortaöğretim puanları”yla bir adım önde girmelerini sağlasalar bu yarışa! Keşke benim velilerim de çocuklarını düştüğü yerden kaldırıp, paralarını bastırarak onları “Vakıf Üniversitelerinin” merhametli ve ücretli sınıflarına gönderebilseler. (Burada bir parantez açayım. Vakıf Üniversiteleri arasında kaliteden ödün vermeden eğitim-öğretim açısından çok iyi çalışma yapanlar hiç de az değil).

***

Velhasıl; stres kaynağı “ARA TATİL” değildir.

Eşitsizlik, adaletsizlik, belirsizlik ve yapılan dayatmalar başlı başına “stres” kaynağıdır.

Şu saatten sonra herkese önerimdir: Kimse MEB’e “Milli Eğitim Bakanlığı” demesin; “Milli Öğretim Bakanlığı” desin.

Eğitim veremediğimiz öğrencilere, başarısız olmalarının hesabını sormaya kalkıyorsak eğer; hep birlikte suçu üstlenmek zorundayız. BÜYÜK’ler önden buyursun.

                                                                   Tuna Ölger

 

Bu yazı  638 kez okunmuştur.


© Kirnapci
     
 

Bu Haberi Facebook'ta Paylaş