ANA
SAYFAYA
DÖN


Yayın Tarihi; 22.12.2017

Adnan Özyalçıner ve Hakkı Zariç Çaycuma’da!

Türk edebiyatının usta ismi Adnan Özyalçıner, şair C. Hakkı Zariç ile birlikte “a’dan yeni e.’ye dergiler” başlıklı söyleşi için Çaycuma’ya geliyor!

“a’dan yeni e’ye dergiler” söyleşisi yazar Adnan Özyalçıner ve Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi, şair C. Hakkı Zariç’in katılımıyla 23 Aralık 2017 Cumartesi günü saat 14.30'da Zonguldak Maden Mühendisleri Odası Lokali’nde, 24 Aralık 2017 Pazar günü saat 14.30'da ise Çaycuma Belediyesi SEKA Sosyal Tesisleri’nde gerçekleşecek.

Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV) yeni bir edebiyat etkinliğine daha imza atıyor. Türk edebiyatının usta ismi Adnan Özyalçıner son dönemlerin beğenilen şairi C. Hakkı Zariç ile birlikte “a’dan yeni e.’ye dergiler” başlıklı söyleşi için Zonguldak’a ve Çaycuma’ya geliyor. TMMOB Maden Mühendisleri Odası Lokalinde, 23 Aralık Cumartesi günü yapılacak olan söyleşi, saat 14.30’da başlayacak. Eğitim Sen Zonguldak Şubesi ile ortaklaşa gerçekleştirilen etkinlik, bir sonraki gün de Çaycuma Belediyesi, ZOKEV ve Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği organizasyonuyla Çaycuma’da yapılacak. 24 Aralık Pazar günü, Çaycuma Belediyesi SEKA Sosyal Tesislerindeki etkinlik de 14.30’da başlayacak. 1950’li yıllarda, dönemin baskıcı koşullarına tepki olarak yayınlanan “a” dergisinin kurucu kadrosu içinde yer alan usta öykücü Adnan Özyalçıner, şair C. Hakkı Zariç ile birlikte, OHAL’e dayanılarak, birçok kültür-sanat dergisinin hukuksuz şekilde kapatılmasına tepki olarak yayın hayatına başlayan “yeni e.” dergisinin de yazar kadrosu içinde yer alıyor. Etkinlikte Türkiye’deki gerici iktidarların, 60 yılı aşkın süredir kültür-sanat dergilerine karşı yürüttükleri baskıcı uygulamalar bir deneyim olarak anlatılacak. Yazarlar, söyleşinin ardından, Manos Kitap’dan çıkan kitaplarını da imzalayacak.

YAZARLARI ARASINDA CÜNEYT ARKIN VE YILMAZ GÜNEY DE VARDI

Türk edebiyat tarihinde kendine özgü bir yeri olan “a” dergisi, Demokrat Parti’nin en baskıcı döneminde, sonradan, her biri Türk edebiyatında bir doruğu temsil edecek olan bir grup üniversiteli genç tarafından çıkarıldı.  Adnan Özyalçıner, Ferit Öngören, Kemal Özer, Hilmi Yavuz, Onat Kutlar, Asım Bezirci, Edip Cansever, Konur Ertop, Demir Özlü, Erdal Öz, Doğan Hızlan, Ülkü Tamer, Ercüment Uçarı gibi edebiyat insanlarının çekirdek kadrosunu oluşturduğu derginin tek sermayesi, yazarların kendi aralarında topladığı, 10’ar liraydı. Genel yayın yönetmeni olmayandergi, siyasal iktidara olduğu gibi edebiyatın iktidarına da başkaldırdı.  O zamanlar henüz tanınmamış sinema sanatçıları Fahrettin Cüreklibatur (Cüneyt Arkın) Yılmaz Pütün (Yılmaz Güney) de, derginin yazarların arasında yer aldı. 27 Mayıs’tan sonra yayınına kendi isteğiyle son veren dergi, 12 Mart faşizmine karşı yeniden yayına başladı. Adnan Özyalçıner, Ferit Öngören, Kemal Özer, Hilmi Yavuz, Onat Kutlar, Asım Bezirci, Edip Cansever, Ercüment Uçarı, Önay Sözer, Ülkü Tamer, Refik Durbaş, Altan Öymen, Erdal Öz tarafından yeniden yayımlanmaya başlayan dergi, amacını, “Burjuva batı kültürüyle hesaplaşmak, geleneksel ve aktüel sanatın köklü eleştirisini gerçekleştirmek” şeklinde açıkladı. Bir diğer amacı, “Sınıf kökenleri sağlam bir kültürün ve sanatın oluşmasında katkıda bulunmak” olan dergi 1974 yılında yasaklandı.

BİZDEN ÖNCEKİLERİN AYAK İZLERİNİ GÖRÜYORUZ

Kasım 2016’da yayın hayatına başlaya “Yeni e.” dergisi ise ülkede 15 Temmuz darbe girişimi oluşan baskıcı koşullara birkültürel başkaldırı olarak raflardaki yerini aldı. İlk sayısının kapağına Abidin Dino’nun “El” adlı desenini taşıyan dergi, aynı kapakta Edip Cansever’in “Her başlangıçta yeni bir anlam vardır” dizesine de yer verdi.  Okurlarına “E nerde kalmıştık” diye seslenen dergi adındaki “e”nin anlamını “edebiyat, estetik, eylem, emek, epik, evrim, ekoloji, enternasyonal, evrensel” gibi sözcüklerle açıkladı. Derginin bir tür çıkış manifestosu da sayılabilecek başyazısında şu görüşlere yer verildi: “Eski bir başlangıç ‘yeni e’ dergisi ve yeni bir gelenek. Zıt gibi görünenin iç içeliğiyle yine yoldayız. Yol ağzında değiliz ama. Nereden gideceğimizle ilgili kararsız hiç değiliz. Denizlere akan suların milyonlarca yıldır aka aka çizdiği yolları görüyoruz. Bizden öncekilerin ayak izlerini görüyoruz. Hayatı görüyoruz. Hayatın önümüze getirdiği ironiyi de seviyoruz. Hani, Nasreddin Hoca’nın ‘dünyanın merkezi burasıdır’ dediği yerdeki türbesinin ağır asma kilitler vurulmuş kapısı gibi. Edebiyat sanat mizah dergilerine ilk mühür vuruluşu değil bu elbette. Doğrudur; mühür kimdeyse Süleyman odur. Ve dahi, ‘verin ki basak bağrına mührümüzü’ diyenlerin de bir sözü vardır. ‘İriş Dede Sultan’ım iriş’ diyenlerin bir çağırdığı vardır; ya Dede Sultan? O kime der ‘İriş Dede Sultan…’ diye? Biz kime deriz? Hayatı var eden sınıfı biliyoruz. ‘En bilgin aynalara / en renkli şekilleri aksettiren’leri. Tanrılardan ateşi çalan Prometheus’un selamını getiriyoruz; Marko Paşa’nın ve diğerlerinin. Biliyoruz ki, yalnız değiliz. Sandıkları kadar ‘az’ hiç değiliz. Öyleyse, haydi!”

 

Bu yazı  348 kez okunmuştur.


© Kirnapci
     
 

Bu Haberi Facebook'ta Paylaş